Mardin, Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan, kendine has mimarisi ve kültürel dokusuyla dünyada eşi benzeri olmayan bir şehirdir. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne aday olan bu kent; telkarisiyle, kaburga dolmasıyla ve Mezopotamya ovasına hakim o muazzam silüetiyle meşhurdur.
Mardin’i sadece bir şehir olarak tanımlamak yetersiz kalır; burası Süryani, Arap, Kürt ve Türk kültürlerinin binlerce yıldır iç içe geçtiği bir mozaiktir. Şehri özel kılan en temel unsur, Artuklu döneminden kalma sarı kalker taşından yapılmış evlerin birbirinin manzarasını kapatmadan bir dağ yamacına dizilmesidir. Bu mimari, şehre gece bakıldığında "gece gerdanlık, gündüz seyranlık" denilmesine neden olur.
1385 yılında Artuklu Sultanı İsa Bey tarafından yaptırılan bu medrese, Mardin’in en çok fotoğraflanan noktalarından biridir. Görkemli dilimli kubbeleri ve Mezopotamya ovasına bakan terasıyla ziyaretçilerini büyüler.

Artuklu döneminde başlanıp Akkoyunlu hükümdarı Kasım Bey tarafından tamamlanan bu medrese, mimari dehasıyla bilinir. Avlusunda yer alan havuz, tasavvufi bir derinliğe sahiptir; suyun akışı doğumu, çocukluğu, gençliği ve ölümü temsil eder.

M.S. 5. yüzyılda inşa edilen bu manastır, yüzyıllar boyunca Süryani Ortodoks patriklerinin ikametgahı olmuştur. Adını etrafında yetişen safran (zafaran) bitkisinden alan yapı, halen aktif bir dini merkezdir ve içerisindeki 4000 yıllık Güneş Tapınağı kalıntıları mutlaka görülmelidir.

Şehrin en eski camisi olan Ulu Camii, Mardin silüetinin en belirgin parçasıdır. Artuklu dönemine ait olan minaresi, üzerindeki eşsiz taş işçiliği ve kitabeleriyle İslam sanatının en güzel örneklerinden biri kabul edilir.

Mardin mutfağı, baharatların ve etin ustalıkla harmanlandığı, her tabağın bir hikaye anlattığı zengin bir sofra sunar.
Mardin mutfağının "şah" yemeğidir. Kuzu kaburgasının içine özel baharatlı iç pilavın doldurulup saatlerce kısık ateşte pişirilmesiyle hazırlanır. Et, kemiğinden kendi kendine ayrılacak kadar yumuşaktır.

"Mardin pizzası" olarak da bilinen sembusek, ince hamur arasına kıyma, soğan ve baharat karışımının konulup kapalı şekilde pişirilmesiyle yapılır. Hem çıtır hem de oldukça doyurucudur.

Mardin usulü içli köfte, diğer bölgelerden farklı olarak genellikle haşlanarak servis edilir. İç harcındaki bol baharat ve dışındaki ince bulgur katmanı, bu yemeği Mardin sofralarının vazgeçilmezi yapar.


Mardin çarşıları (Kayseriyye ve Revaklı Çarşı), alışveriş meraklıları için bir hazinedir:
Mardin evleri, bölgenin iklim şartlarına göre tasarlanmıştır. Taşın işlenebilirliği sayesinde her kapı tokmağı, her pencere kenarı adeta bir dantel gibi işlenmiştir. Bu evlerin en büyük özelliği, yazın serin, kışın ise sıcak tutmasıdır. "Abbara" denilen sokak altı tünelleri ise şehrin labirentimsi yapısını oluşturur.
Mardin için en ideal zaman ilkbahar (Nisan-Mayıs) ve sonbahar (Eylül-Ekim) aylarıdır. Yazın kavurucu sıcakları, kışın ise sert ayazı gezmeyi zorlaştırabilir. Bahar aylarında Mezopotamya ovasının yeşile büründüğünü görmek eşsiz bir deneyimdir.
Mardin merkezini ve en önemli noktalarını gezmek için 2-3 gün yeterlidir. Ancak Midyat ve Hasankeyf gibi çevre rotaları da ekleyecekseniz 4 gün ideal olacaktır.
Evet, Mardin Türkiye’nin en huzurlu ve misafirperver şehirlerinden biridir. Turistlerin her saatte güvenle gezebileceği bir atmosfere sahiptir.
Kesinlikle! Mardin merkezden yaklaşık 1 saatlik bir yolculukla Midyat’a ulaşabilir; Midyat Konuk Evi’ni görebilir ve meşhur gümüş çarşısında alışveriş yapabilirsiniz.